5 Eylül 2010 Pazar

Doğum Hikayeleri - Hoşgeldin Bilgehan Çınar!

Bilgehan Çınar, sen bizi ne çok beklettin, 15 gün boyunca her gece bu gece gelecek diye uyudum, ama sen herkesi şaşırttın, biz gel dedikçe gelmedin, sonunda doktorun bile tahmini olan 15 Ağustos'u da aşırttın ve 16'sında dünyaya gözlerini açtın...
Her çektiğim bebek benim için özeldir :) çünkü her dünyaya geliş bir mucizedir... Ama bazı bebekler bana bazı ilkler yaşatır... İlk doğum çekimim Mehmet bebek, ilk normal doğum çekimim Hamit bebek gibi... Çınar sayesinde doğduğu hastanenin ameliyathanesine giren ilk doğum fotoğrafçısı oldum... Yani benim ilkler listemde de yer alan bir bebek oldu kendisi aynı zamanda...
Pekiii, anne ve babasıyla nasıl tanıştım Çınarın? Bizi Ela Duru'nun teyzesi Seval tanıştırdı...Ela Duru'nun fotoğraflarını çok beğenmişler, tuttukları gibi kolundan getirdi onları benim ofisime. Dediler biz Çınar'ın doğumunu normal bekliyoruz, nasıl olacak, yetişebilir misin çekime? Hatta dedim o gün benim içime doğan 17 Ağustos Çınar'ın doğumu için, hep bir ağızdan itiraz etti Sinem-Ahmet ve Seval "7 Ağustos cıvarı olacak"... Güzel bir sohbet ve muhabbetten sonra seçtiler albümlerini, sonra vedalaştık.
Ha bugün ha yarın derken 14 Ağustos Cumartesi Sinem rutin kontrole gitti, doktor önce normal doğum emareleri gördü ama hastaneye yatırmadı. Sinem'e demiş eğer arada gelmezse, pazartesi günü suni sancıyla doğumu başlatacağız... Seval sabah erkenden gidecekti hastaneye, beni de bir şey dürttü, ben de geleyim senle dedim. Alırım seni 8:30'da dedi, ben dedim yok 8:00'de al... İçimden de bir ses diyor bu doğum geceyi bulur ama bi şey de dürtüyooo git sabahtan git diyor...
Seval beni saat 8:20'de aldı hastaneye vardığımızda saat 9:30'du... Seval arabada bir şeyini unuttuğu için ben koridorda beklerken bir baktım Sinem ve Ahmet geliyor... Öğrendim ki Çınar'ın sezaryenle alınmasına karar vermiş doktor... İçimden kocaman ama yarım bir oh çektim, ne iyi ettim de erken geldim diye düşündüm ama doğumun çekilmesinde bir engel daha vardı, bu hastanede daha önce hiç doğum fotoğrafçısı ameliyathaneye alınmamıştı... Sinem'in doktoru ilgili kişilerle konuşup izni de alınca yarım kalan oh da çekildi tabii...
Hazırlıklar sonrası yukarı ameliyathaneye çıkarken Sinem çok heyecanlıydı, elini tuttum, birbirimize bakıp gülümsedik, ameliyathanenin kapısında o bana el salladı, ben de hazırlanmak için soyunma odasına alındım. Ameliyathanesine ilk kez fotoğrafçı alan bir hastane olarak bence çok yardımcı personele sahipti demeden de geçmek istemiyorum. Çınar her sezaryende olduğu gibi 2-3 dakika gibi bir sürede annesinin karnından çıktı, ilk muayenesi yapıldıktan sonra aşağı bebek odasına indirildi ve tabii ben de hemen onun peşinden gittim. Asansörden indiğimizde herkes odanın kapısının önündeydi, tabi ameliyathane kıyafetleri içinde olduğum için beni tanımadılar, seslendim onlara "Çınar geldi, hadi..." Heyecanla herkes bize doğru koştu. 
Sinem'in babası Zeynel amca diğer herkes bebeğe bakarken bana Sinem'i soruyordu. En çok da o neden gelmedi diye merak ediyordu. Bir yandan aile ile ilk buluşma anlarını çekmeye çalışırken, bir yandan Zeynel amcaya Sinem'in iyi olduğunu, bunun normal olduğunu ve Sinem'in bebekten yaklaşık 1 saat sonra ineceğini anlattığımı hatırlıyorum. Sonra bebek odasına da alındım ki :) bu da beklemediğim ama olduğuna çok sevindiğim bir gelişmeydi... Bebek odasından çıktığımda Zeynel amca beni yine yakaladı ve yukarı çıkıp Sinem'e bir bakıp gelemez miyim diye sordu. Ama oraya beni almayacaklarını söylediğimde biraz da hayıflandı.
Sonra Sinem geldi, Çınar'ı getirdiler ve işte o sevdiğim mutlu aile pozları... Tabii yine unutmayacağım bir an, Çınar annesini emmek için biraz nazlandığında, Zeynel amcanın "Em uleyn kerata" demesi...
Hemen bir koşu Seval ile Selamiçeşme'ye dönüp Çınar'ın kapı posterini hazırladık ve geri döndük. Biraz kaldıktan ve Sinem ile bebeğin birkaç pozunu aldıktan sonra, tam kapıyı açıyordum ki, "Bu felaket bi şey" diye bir söz duydum. Kafamı kaldırdığımda Zeynel amca Çınar'ın fotoğrafına bakıyor ve yorum yapıyordu :) Göz göze geldik, "yani feci bi şey" dedi. Gözlerindeki beğeniyi okuduğum için ne demek istediğini gayet iyi anlamıştım, ekledi "inanılmaz güzel"...
Bilgehan Çınar bahtın ve yolun hep açık olsun, allah seni ve aileni nazarlardan saklasın...   

28 Ağustos 2010 Cumartesi

Doğum Hikayeleri - Doğum Anı Fotoğrafları Bir Ekip İşidir...

Fotoğrafçıların ameliyathaneye kadar girip, hatta genel anestezi esnasında bile bebeğin doğum anını fotoğraflayabiliyor olmaları aslında büyük bir devrim. Çok değil birkaç sene önce bu işi yapmak için bile geçmişinizde sağlık personeli olmanız önemliydi ve tercih edilirdiniz. Ancak kısa sürede bu da değişti, aslında mantıklı da. Siz oraya fotoğraf çekmeye giriyorsunuz, doğum yaptırmaya değil... Fotoğraf ile ilgili deneyim, eğitim ve yeteneğiniz önemli olan. Yaşanan bu değişimde tabii ki ailelerin bu konuya verdikleri önemin artması da çok etkili... Geçen gün bir hastanede çekime gittim; hastane ameliyathaneye fotoğrafçı almıyordu, ancak bunu aileye açıklarken personelin çok gergin olduğunu farkettim. Sonradan öğrendim ki bir başka aile fotoğrafçıları ameliyathanede doğuma alınmadığı için hasta yatış işlemlerini bile yaptırmış olduğu halde, çıkıp başka bir hastaneye gitmiş. Benim çekimini yaptığım aile ise doğum anı fotoğrafları olmadan da çekimin yapılmasında mahsur görmediği için biz aynı hastanede çekimimize devam ettik.
Ameliyathane steril bir ortam tabii fotoğrafçının bilmesi ve uyması gereken bir sürü kurallar var. Ve bazı fotoğrafçılar steril alet masasına çarpıp devirmek dahil olmak üzere bir çok hata da yapmışlar belki ama artık fotoğrafçıların ameliyathaneye girmesi gayet doğal karşılanıyor. Ancak birçok annenin hayalindeki doktorun elindeki yüzü gözüken bebek pozu ne yazık ki sadece fotoğrafçının yeteneğiyle ilgili değil aslında. Doğum fotoğrafçısı doktorun işini yapmasına engel olmamalı ve anne ile bebeğin sağlığını tehlikeye sokmamalı bu kesin, ancak hayallerdeki bu pozlar da doktorun ameliyathanedeki doğum fotoğrafçısının işini yapmaya çalıştığını göz önünde bulundurarak belki fotoğrafçının nerede durduğuna dikkat edip, 5-10 saniye de olsa bebeği fotoğrafçının çekebileceği gibi tutup tutmamasıyla da çok ilgilidir.
Tabii doğum fotoğrafçısının doğuma girmeden önce doktor odaya uğradıysa odada, olmadı aşağıda ameliyathane kapısında fırsatını kollayıp, şirin bir gülümsemeyle doktora "bebeği şöyle birkaç saniye tutarsınız di mi" demesi de çok etkilidir - ki bu tarafımdan çok kez denenmiştir ve çok işe yarıyor :)
100'e yakın doğum çektim bugüne kadar ve birçok doktorla da çekim yaptım. Birkaç tanesi ile birkaç kere denk geldim, hala ilk kez rastlaştığım birçok doktor var bu da çok normal, ne de olsa İstanbul'daki Kadın Doğum Uzmanı doktor sayısı hala doğum fotoğrafçısı sayısının kat kat üstünde...
Doktorların her birine ayrı ayrı saygı duyuyorum. Hayata merhaba dedirtmek ve hayat kurtarmak ayrı bir şey, ben kesinlikle yapamazdım. Yine de eklemek de istiyorum ki, belki doğum fotoğrafçısı olarak hayat kurtarmıyoruz ama mucizevi bir anı ölümsüzleştiriyoruz. Bu anları ölümsüzleştirirken, tabii doğumuna girdiğim doktor da benim ya daha rahat olmamı sağlıyor ya da aksine daha gergin olmama yol açıyor. 
Birlikte en rahat çekim yaptığım doktorlardan biri olan aynı zamanda hem fotoğrafçının işine saygı duyduğunu hissettiğim ve kendisi gerçekten kibar bir beyefendi olan Dr. Herman İşçi var mesela. İlk tanışmamız bu işe ilk başladığım zamanlara rastlar. Ama ilginç olarak ilk karşılaşmamız da bir doğumda olmadı. O zaman kendimi tanıtmak amacıyla en az 20-25 doktora mail atmıştım. Broşürlerimden muayehanelerine bırakmak istediğimi de yazmıştım mailimde. Ancak iki doktordan dönüş almıştım diğerleri ne olumlu ne olumsuz bir cevap verdi. Belki diğerlerine mailler gitmedi, spame düştü, ya da çok yoğundular. Ama en beklenmedik olan da Dr. Herman İşçi beni telefonla aramıştı ve gayet kibar bir şekilde mailimi okuduğunu ve gelebileceğimi söylemişti. Tabii çok sevindim ve kendisini ziyaret ettim.
Kendisi aynı zamanda benim üç arkadaşımın kadın doğum doktoru aslında ve hastası olan arkadaşlarımın hepsi de kendisinden övgüyle söz eder.
İşbaşında :) ilk karşılaşmamız o arkadaşlarımdan birinin doğumunda oldu. Her ne kadar kendisiyle tanışmış olmak benim için büyük bir rahatlık olsa da, ameliyathanede ne yaşayacağımı tahmin edemediğimden hafif bir gerginlik yok değildi. Sonra doğuma girdik. Bebek çıktı ve Dr. Herman İşçi gözleriyle beni aradı, bebeği hatta başaşağı değil :) normal şekilde çevirip bana 5-6 saniye aynı şekilde tuttu. Arkadaşımın hayalindeki pozları çekmemi sağladıktan sonra herşey aynı şekilde devam etti.
Belki buraya kadar bu şekilde yaşadığım birçok doğum oldu ama bir tek onunla yaşadığım bir şey ise, çıkışta bebek odasının önünde çekim yaparken, birçok doktorun yaptığı gibi ailenin yanına geldi ve anne ve doğum ile ilgili bilgi verdi ve sonra dönüp benim de elimi sıkarken, ben ona teşekkür ettikten sonra, o da bana teşekkür etti. Aslında birbirimize ikimiz de işimizi en iyi şekilde yapmamıza fırsat tanıdığımız için teşekkür ediyorduk.
Teşekkürler Dr. Herman İşçi... hep sizin gibi doktorlarla çalışabilmem dileğiyle...

Doğum Hikayeleri - Ela'nın annesinin blogu


O kadar çok yazacak hikaye birikti ki... Her doğumun hikayesini yazmak istiyorum, hatta bu konuda bana sitem eden annelerim var, etmeyin lütfen, hepsini yazacağım hepsini :) ama hatırlayın siz de doğumunuzu çektiğim zamanları, nasıl sabırsızlıkla doğum fotoğraflarınızı görmek istemiştiniz. Yapılacak çekimler ve hazırlanacak albümler arasındaki kaçak zamanlarımda hemen bloguma girip bir iki satır karalıyorum...
Bugün sıra 1 Mart 2010'da dünyaya gelen Renan'ın minik prensesi Ela'da... Renan'la Ela'nın doğumuna 4-5 gün kala tanıştım. Hatta yüzyüze karşılaşmamız Ela'nın doğumuna iki gün kala oldu. Renan anlaşmalı bir doğum fotoğrafçısı olan bir hastanede doğum yapacaktı. Ve doğum fotoğrafları konusunu belki de bu sebeple son dakikaya bırakmıştı. Hamit ve Alperen ile birlikte o zaman Kadıköy Bahariye'de olan ofisime gelmişlerdi. Hatta maşallah'ı da ekleyeyim :) o kadar fit bir gebeydi ki, yolda görsem iki gün sonra doğum yapacak demezdim. Yanlış hatırlamıyorsam da hastanenin anlaşmalı fotoğrafçısı ile görüştükten sonra birşeyler içine sinmemişti ve internetten araştırıp Doktor Nevra'nın sitesinde ismimi görüp beni aramıştı. 
1 Mart sabahı hastanede buluştuk. Renan çok stresliydi, hatta ara ara gözyaşlarını tutamıyordu ki doğum öncesi normal bir durumdur bu aslında... Ben de onu elimden geldiğince cesaretlendirmeye çalışıyordum ve ortamı neşelendirmeye... Sonra birlikte ameliyathaneye indik. Saat 09:11'de Ela dünyaya merhaba dedi. O sevinci hep birlikte paylaştık. Ela doğduktan sonra tüm stres ve korku yerini mutluluğa terkedip hızla uzaklaşıp gitmişti. Renan siteme yazdığı yorumunda "Bizim için bir fotoğrafçı değil, ”Aile Dostusun”. Keşke düğünümüzde de yanımızda olabilseydin…" demiş... Bundan sonra da hep birlikte olacağız inşallah...
Sonra Renan'a nazar değdi belki, ya da bunların yaşanması gerekiyordu, önce apandist sonra safra kesesi ameliyatı oldu. Hem de Ela daha 3 aylık bile olmadan... 29 Nisan'da Ela'yı Kadıköy Şifa'ya rutin kontrole getirmişti, o zaman buluştuk. Ameliyatlardan sonra toparlamıştı. Hatta iki geveze Boğa kızı olarak o kadar kısa zamanda o kadar şey konuştuk ki...
Bazı seneler bazı insanlarda şansızlıklar birbirini kovalar. Sonra çok sevdiği babaannesini kaybetti. Bunlara çok üzüldü biliyorum, ama Ela onun pes etmemesini sağladı. Hatta bir konuşmamızda, onu biraz da güldürmek için "ama sen koca bi mutluluk peşinatı aldın sene başında - kızın Ela" demiştim. Şimdi Ela neredeyse 6 aylık oldu, Renan da artık deneyimlerini kendi blogunda yazmaya başladı. İlgilenenler için adresi http://firststepsofela.blogspot.com/ Hikayeleri hamilelikten başlıyor... Bu arada hikayelerde fotoğraflarımı gördüm, ayrıca çok mutlu oldu... En son hikayede Eminönünden nasıl bebek şekerlerini aldıklarını anlatmış ve iyi ki çekmişim o şekerlerin fotoğraflarını :) meğerse ne güzel bir hikayesi varmış o şekerlerin...
Belki bir sene bile olmadan bunca şeyi yaşamak zordu ama onun hayata sıkıca tutmasını sağlayacak Ela'sı vardı. http://firststepsofela.blogspot.com/2010/08/anne-olmak.html yazısında çok güzel ifade etmiş "insanın kendisinin bile önüne geçen bu küçük mucizeler, hayatı yeniden öğretiyorlar"
Renan'ın blogunu çok sevdim, yazı dili de çok akıcı, okurken çok keyif alacaksınız eminim...
Bu küçük mucizeler insanın hayatını nasıl değiştiriyor gün be gün izleyeceksiniz...
Renan ve Ela sevdiklerinizle birlikte mutlu bir ömür diliyorum size... Yolunuz ve bahtınız açık olsun... Allah sizi nazarlardan saklasın...

23 Ağustos 2010 Pazartesi

Doğum Hikayeleri - Hoşgeldin Speedy Karan!!!

Belli bir sayının üzerinde doğum çekmiş her doğum fotoğrafçısının mutlaka başına bir kere gelmiştir herhalde ama bir doğum fotoğrafçısının en istemediği şeydir, bebeğin doğum anını kaçırmak... Benim de başıma geldi. Daha önce hiç doğum kaçırdınız mı sorusuna şimdiye kadar hayır diyordum şimdiyse bir kere oldu... ve üstelik o gün ne başka bir işim vardı ne de bir yerden bir yere yetişiyordum. Yetişilemeyecek doğumlara yetişip fotoğraflarını çektim ama Karan'ın doğum anının fotoğrafını çekemedim...
Aslı ile Amerikan Hastanesi Doğum Öncesi eğitimlerinde tanıştım. Sonra çekim için beni tercih ettiler, hatta önce evde güzel bir hamilelik fotoğrafları çekimi de yaptık. Serkan ve limon'un da olduğu... Limon Aslı ile Serkan'ın tatlı mı tatlı kedileri, her ne kadar benim üzerimden Figaro'nun kokusunu alınca, bana pek yaklaşmadıysa da ben onu çok sevdim.
Sonra Karan bir türlü gelmek bilmedi, hatta 40.haftasını doldurdu. Doktoru Cengiz Alataş normal olarak doğabilecek bir bebek olduğu için suni olarak doğumu başlatmaya karar verdi. Böyle başlatılan çok az doğum biliyorum normal olarak sonuçlanan, hatta onlar bile 10-15 saat sonra doğdular.
30 Haziran sabahı Aslı hastanede ben de telefonun başında doğumu beklemeye başladık. Sonra haber geldi, Karan biraz hızlı ilerliyordu 14:00-17:00 arası bir yerde doğumu bekleniyordu. İşimi şansa bırakmamak için saat 13:30 gibi orada olayım diye yola çıktım. Galiba bizim Karan biraz aceleci çıkmıştı. Sonra 12:45'te tekrar telefonum çaldı, yoldaydım aslında ama acil bir gelişmeyle Aslı'yı doğumhaneye alıyorlardı. En az yarım saatim vardı ulaşmak için. Saat 13:05'te Nişantaşına ulaşmıştım, aradım 5-10 dakikaya ordayım demek için, ama Karan doğmuştu. Binde bir bile belki görülmeyen bir şeydi, ama olmuştu...
Doğum anında Serkan birkaç foto çekmiş heyecanına rağmen :) o fotoları da photoshop yardımıyla kullandık... Çekime bebek odasından devam ettim, sonra aile ile buluşma ve emzirme fotoğrafları ile... Oradan da çok güzel fotoğraflarımız oldu. Hatta Aslı onları değiştirerek Facebook profil fotosu yapıyor, gördükçe çok mutlu oluyorum.
Aslında doğum hikayesinin en çok bilinen bir kısmı doğum anı fotoğrafları ama doğum hikayesinin içinde o kadar da büyük yer işgal etmiyor. Çekilse iyi olur mu? Tabii ki evet, ama önce anne ve bebeğin sağlığı önemli ve bu fotoğraflar eksik olsa da çok güzel bir albüm oluşturulabilir...
Aslı ile hamilelik fotoğraflarını evde çekmek zorundaydık o zaman, çünkü daha stüdyom yoktu... Aslı'ya iki sözüm var, birincisi ikinci bebekte hamilelik fotoğraflarını stüdyoda çekeceğiz, ikincisi onlardan önce hastanede olacağım inşallah...
Karan benim için unutamayacağım bir ilk oldun... Bahtın ve yolun açık olsun...

20 Ağustos 2010 Cuma

Doğum Hikayeleri - Ela Duru'dan Mektup Var

Ela Duru'nun dünyamıza geleceğinden 21 Ocak'ta haberim oldu, Seval beni aradı ve Haziran başında bebek beklediklerini ve doğum fotoğrafları ile ilgili bilgi almak istediğini söyledi. O kadar kendi bebeği olacakmış gibi soruyordu ki, önce Seval'i anne adayı zannettim. Sonra konuşmanın devamında onun teyze olacağını öğrendim. Doğum çekiminden sonra Seval "Herkesin hayali anne olmaktır, benim en büyük hayalim teyze olmaktı, büyük ablamın bir bebeği olacaktı ve ben de onu sevecektim" demişti bana, bu sözler tabii ki benim neden ilk konuşmamızda onu anne adayı zannettiğimi açıklıyor... 3 ay sonra da Ela Duru'nun doğumu iyice yaklaşınca Seval'in ablası bana mail attı, tabii ismi hemen hatırladım. Konuştuk anlaştık.
Nilüfer sezaryen ile doğum yapacaktı, ama doğum tarihi kesin değildi. Yakından takip edilen yüksek tansiyonu sebebiyle her an gelebilirdi Ela Duru. Seval de Nilüfer de doğumu kesinlikle benim çekmemi istiyordu ama bunca belirsizlik içinde benim buna %100 garanti vermem mümkün değildi, belki de bir arkadaşıma yönlendirmek durumunda kalacaktım.
Sonra beni bir Pazartesi günü aradılar, Nilüfer Perşembe günü sabahtan kontrole gidecekti ve yine tansiyonu yüksek çıkarsa Ela Duru dünyaya gözlerini o gün açacaktı ve benim o sabah daha önceden kesinleştirilmiş ve çekmek zorunda olduğum bir sezaryen doğumum vardı. Yedeğimi ayarladım, ama içimden 4 gün boyunca devamlı dua ettim, doğum Perşembe sabahı olmasın diye. Sonra bir mucize oldu ve Nilüfer'in yüksek giden tansiyonu o gün hiç olmadığı kadar normal çıkmış ve doğum Cumartesi'ye ertelenmiş.
22 Mayıs Cumartesi sabahı hastanede buluştuk ve saat 08:24'te Ela Duru dünyaya benim objektifimle gözlerini açtı. 15 gün sonra da Seval albümlerini teslim almaya geldiğinde bana Ela'dan bir mektup getirdi. Okuduğumda gözlerim doldu... İşte bana yazılan mektup (not mektubun üzerine tıklayarak büyütebilirsiniz)
İşimi iyi yapmayı seviyorum ve her zaman aynı şekilde olacağım... Çünkü sonrasında hep ben kazanıyor ve biriktiriyorum. Takdir kazanıyorum, sevgi kazanıyorum, iyi insanlar biriktiriyorum.
Tavsiyem siz de işini seven ve doğru yapan insanlarla çalışın... Ben de öyle yapmaya çalışıyorum.

19 Ağustos 2010 Perşembe

Doğum Hikayeleri - Anlaşmalı Doğum Fotoğrafçıları ile mi Çalışmalı???

Geçen gün başıma çok ilginç bir şey geldi :) iki doğum fotoğrafçısı aynı doğumda fotoğraf çektik. Nasıl mı? Hastanenin ve doktorun adını vermeyeceğim tabii ki, ama olay şöyle gerçekleşti, ben yine sezaryen bir doğum için daha kargalar uyanmadan düştüm yollara ve heyecanlı aile fertleri ile buluşmak için doğumun 1-1,5 saat öncesinde hastanedeydim. Tam aileyi buldum, birlikte ilk kez çekim yapacağım doktor geldi ve anneye "sana bir süprizim var" dedi "doğum fotoğrafçısı ayarladım, arkadaş portföy yapmak için doğumunuzu ücretsiz çekecek". Tabii aile beni gösterdi, "ama bizim fotoğrafçımız vaaarrr" diye ekledi. Sonra doktor bana döndü "sizce bir sakıncası var mı?" diye sordu, "ikiniz birden çekim yapsanız". "Aile için yoksa, benim için de yok" dedim, ne diyeyim. Aslında var tabii, ameliyathane zaten şuncaacık bir yer ve zaten kalabalık. Fotoğraf çekilecek alanlar dar, özellikle bebek yatağının başı ve annenin bebekle buluştuğu alan... Bebek hemşiresi, doktoru, anestezi doktoru, teknisyeni, eline video kamera tutuşturulmuş sağlık görevlisi, değilmemesi gereken steril alanlar...
Bir hastanede o sırada ameliyathanede olan kişileri sayıp bir forma yazıyorlar, en son doğumumda 13 kişiydik mesela, bir doğum fotoğrafçısı daha eklenince al sana 14 kişi 15-20 m2 bir alanda, kişi başına 1 m2 bile düşmüyor belki, ameliyat ve bebek muayene masası ve aletleri çıkarınca... Neyse dedim içimden, umarım sıkıntı yaşamayız...
Ama tabi zor bir çekim oldu benim için, ameliyathanede neredeyse steril alan olan aletlerin durduğu masaya değecekti, ben ve doktor aynı anda uyardık hatta... Döndü bana "benim bayağı deneyimim var" dedi bu fotoğrafçı arkadaş, yaklaşık 50 yaşlarında ve pala bıyıklı... Hayır arkadaşım, sen gideceksin bir yere değeceksin, sonra adı fotoğrafçı değdi olacak ben nasibimi alacam bundan... Neyse tam kazasız belasız ameliyathaneden çıktık derken, bebeğin diğer aile fertleri ile buluşma anında önüme atladı bu fotoğrafçı arkadaş ve hızlıca geriye doğru iki adım atıp, benim biricik değerli lensim 24-70'ime çarpıp, tabii zincir efekti olarak makinanın gövdesi ve lens - ki toplam ağırlığı 3 kilo cıvarında - doğrudan yüzüme geçti... Dönüp özür diledi yine de hakkını yemeyeyim ama gözlerim ateş püskürdü sanırım o an, acının etkisiyle...
Velhasıl, sonra başka bir doktordan öğrendim ki bu zat o hastanenin anlaşmalı fotoğrafçısı olmuş. Aslında diğer doktora sohbet arasında bu kişiyle yaşadığımız olayı anlatınca, yorumu, madem ücretsiz çekmiş, neden o doğuma girmiş ki, benim doğum fotoğrafı isteyip bütçesi yetmeyen o kadar anne adayım var, onlardan birinin doğumuna girseydi, oldu. Ki bence de haklı...
Hastanelerde anlaşmalı doğum fotoğrafçıları yaygınlaşıyor. Birçok aile anlaşmalı doğum fotoğrafçımız var deyince, yalnızca onunla çalışmaları gerektiğini düşünüyor. Oysa hastaların nasıl doktorlarını seçme özgürlüğü varsa çalışacakları doğum fotoğrafçısını da seçme özgürlükleri mevcut. Yani düğün mekanlarındaki gibi ondan başkasını sokmayız durumu burada mevcut değil, zaten bu rekabet yasasına da aykırı... Ama bunu aileler bazen bilmiyor ve tersini düşünmedikleri için sormayabiliyor da...
Bu arada benim başıma hiç gelmedi ama, bir hastanede doğum fotoğrafçısı bir arkadaşımın başına gelmiş, anlaşmalı fotoğrafçı ile aynı anda farklı aileler için çekim yapıyorlarmış, "seni burada bir daha görmeyelim" tadında bir sohbet geçmiş aralarında... hatta o arkadaşım aradı ve bir hastanenin anlaşmalı fotoğrafçısı olmak konusunda ne düşünüyorsun dedi, başından geçeni anlatarak. Dedim olmak istemem, çünkü ilk olarak, her gün seri olarak birçok doğuma girmen gerekecek, biraz seri üretim bandına benziyor...Sıradakiiii, bu da çıktı, hatta diğeriii...
Fotoğraf çekerken biraz duygu lazım, o karenin anlamlanması lazım, doğuma girdiğin ailenin her bir ferdini tanıyor olman lazım. Kim anneanne, kim hala... Mutluluk gözyaşlarını yakalaman lazım. Haftada ortalama 3 doğuma giriyorum ve her aileyi birebir tanıyorum. Her birinin o an ne hissettiğini karelerime aktarabilecek kadar. Zaten sitemdeki Sizden Gelenler kısmında da bunu görmek mümkün http://www.dugundogumfoto.com/?p=553 ... O gün onlardan biriyim, ailenin somurtkan işini yapan fotoğrafçısı değil, o ailenin teyzesi, halası belki kuzeniyim.
Aslında anlaşmalı doğum fotoğrafçıları eğer bu konuda ailenin hiç bilgisi yoksa ve son dakikada ihtiyacı varsa ve belki bütçesi kısıtlıysa da iyiki varlar ama gerçekten fotoğraflarda o duyguyu verebiliyorlar mı, yoksa bu onlar için sadece ticari mi? bir sormalı derim...

11 Ağustos 2010 Çarşamba

Doğum Hikayeleri - Neden Profesyonel Doğum Fotoğrafçısı?

Bugün her fotoğrafçının ayda en az bir kez yaptığı bir şeyi yaptım ve Sirkeci'ye gittim. Çeşitli baskı işlerim vardı, sonra makinem kirlenmişti, Nikon'a temizletmeye uğradım. CCD denen bir şey vardır digital makinelerde, eğer düzenli temizletmezseniz, fotoğraflarınızın üzeri nokta nokta olur. Kendiniz temizlemeye kalkarsanız da aynayı kırma riski vardır ki, makinaya veda edersiniz... Yine diyeceksiniz alakasız bir yerden konuya girdin, doğuma nasıl bağlayacaksın? Bi durun bi durun, şimdi bağlayacam...
Bu konu aslında uzun zamandır yazmak istediğim bir şeydi, ama bugünü beklemişim belki iyi de olmuş... Nikon'a gide gele arkadaşlar edindim :) arkadaşlarımdan birinin yakında bir bebeği olmuş :) ve yine erkek :) diyorum size bu sene erkek senesi... Önce aklına benim doğum çektiğim gelmemiş, işin aslı daha önce "profesyonel fotoğrafçılık" geçmişi de olduğu için, öncelikle kendim çekerim diye düşünmüş :) ama konuşmadan anladığım kadarıyla pek bir doğum fotoğrafları olmamış, üstelik kendisi de daha önce profesyonel fotoğrafçılık yaptığı halde... Bana dedi, "zor işmiş", bir de ekledi, "bir noktadan sonra öyle büyülenip izlemeye başladım ki, verdim oradan birine makineyi, ne çekersen çek dedim".
Kıssadan hisse, herkes fotoğraf çekebilir, ancak doğum fotoğrafı çekmek ayrı deneyim ister. Ailenizde çok iyi fotoğraf çeken biri bile olsa, onun ilk doğumu olacaktır, birçok detayı yakalayamayabilir, hele baba olarak siz çekecekseniz, siz kendinizi bir noktadan sonra, arkadaşımın dediği gibi, anın büyüsüne kaptıracak ve o duyguyu doyasıya yaşamak isteyeceksiniz ve bu konuda sonuna kadar haklısınız. Bu işi bırakın çok sayıda doğuma girmiş, iyi bir ekipmanla yapan biri üstlensin. Arkadaşımın bugün son söylediği, "Jasmin ikinci bebekte görüşürüz inşallah" oldu...
Ayrıca fotoğraf olmasa da olur diyebilirsiniz belki, yine buna da saygı duyuyorum, ama fotoğraflanmamış anlar, aslında yaşanmamıştır biliyor musunuz? Yani bana öyle geliyor sanki... Çünkü dikkat edin göreceksiniz, fotoğraflarınızın olduğu olaylarla ilgili daha çok detay hatırlarsınız ve bilirsiniz. Düğün fotoğraflarınız olmasa düğününüze gelen birçok kişiyi anımsamazdınız mesela...
Bir gün hepimiz gitmiş olacağız ve geriye yalnızca fotoğraflar kalacak...