25 Nisan 2010 Pazar

Bir Doğum Hikayesi ve Sabır

Birkaç gündür haber bekliyordum... Pazar gecesi bir SMS geldi, "yarın sabah saat 9:00'da hastanedeyiz seni de bekliyoruz". SMS gelir gelmez aradım tabii, sezaryen bir doğum mu olacak diye... Alp 40 haftasını doldurmuş hatta üzerine 5 gün de geçirmiş olduğu için doktoru suni sancı ile doğumu başlatmak için annesini hastaneye yatırmaya karar verdi haftasonunda... Hatice Pazartesi günü hastaneye yatacaktı. İnşallah suni sancı hemen doğum sancılarını başlatacak ve doğum gerçekleşecekti çünkü bazı belirtiler de vardı.


Sabah 9:00'da hepimiz hastanedeydik. Doktor geldi, sabretmemiz gerekiyordu. Aslında bunca doğum gördüğüm için ben de bunu tahmin etmiş, Hatice'ye de birlikte uzun bir gün geçirebileceğimizden de telefonda bahsetmiştim. Bir de farklı bir şey öğrendim doktordan o gün, hamilelik ve doğum ile ilgili bilim dalının latince karşılığı "obstetrik" aynı zamanda sabır anlamına geliyordu. Hayata başlamak ve başlatmak sabır gerektiriyordu.


Akşam 19:00'a kadar bekledik ama sancılar artmadı hatta bir ara tamamen durdu. Bunun üzerine doktor sezaryene karar verdi. 19:54'te Alp Bebek dünyaya gözlerini açtı. Aslında o da sabırsız bekliyormuş herhalde, her ne kadar bize belli etmese de :) kafası çıkar çıkmaz bir çığlık attı, neredeyse doğmadan ağlamaya başladı... 4030 gram olduğu için herhalde annesini normal doğumda çok zorlamak istememiş. İnatçı bir Koç burcu bebeği olarak da gelmemiş dedik...


Ertesi gün kapı posterini götürmek için vapura bindim. Kadıköy - Beşiktaş vapurlarına sık binenler bilir, bir tane kemancı adam var, arasıra kemanını çıkarır ve vapurda çalar. Kemanının akoru falan gerçekten kötüdür ama. Geldi karşıma oturdu kemanını çıkardı usulca, sonra ayağa kalkıp dolaşarak çalmaya başladı. Derken bir kadın bağırdı, "Beyefendi kimden izin aldınız, ben de tiyatro sanatçısıyım çıkıp oynuyor muyum? Hastası var, kafasını dinlemek isteyen var" diye. Kemancı kaçarcasına geldi, kemanını çantaya tam koymuştu ki, tam çaprazdan bir kadın "Çıkın oynayın efendim" diye karşılık verdi... Kemancıya seslendi, "gelin burada çalın sizi dinlemek istiyoruz..." Bir an düşündüm hayata gelirken ve getirirken bu kadar sabır gerekiyor, ama yaşarken çok sabırsısız ve hoşgörümüz yok. Neden? Belki bu sorunun cevabı yok...


Alp Bebek'e sağlıklı ve mutlu bir ömür diliyorum... Bahtın açık olsun...

8 Nisan 2010 Perşembe

Neden Doğum Fotoğrafçılığı Yapıyorum...



İnsan sevdiği işi yapmalı derler ya, evet doğru sevdiği işi yapmalı... Çünkü sevdiğiniz işi yaparken size hiç bir şey batmaz. Gerekirse gecenin üçünde bile uyanıp arabanıza atlayıp gerekirse 8-10 saat bekleyip işinizi yaptığınızda, bu iş gece değil gündüz olsa ya da erken gitmeseydim diye değil de oh bebeği doktorun elindeyken yakaladım hem de steril alana dokunmadan, kimsenin işini engellemeden... Evet bu işi seviyorum, hatta itiraf etmeliyim ki düğün hikayeleri çekmekten bile çok...
Kimdir Jasmin Traub, kimim ben? Aslında ODTÜ Ekonomi bölümünden 1998 yılında mezun oldum, sonra 2003 yılında da Boğaziçi'de Executive MBA yaptım. O zamanlar fotoğrafçılık hobimdi, sonra bir atölyeye gittim hayatım değişti. Muammer Yanmaz'ın Temel Fotoğrafçılık Atölyesi sonra Pro Harami vs derken belki Ali Baba'nın - Muammer'in atölyesine gidenler bilir, o Ali Baba'dır biz de sayısı 800 cıvarındaki 40 Haramiler - verdiği enerji belki de 12 yıldır yaptığım işin aslında eğitimi aldığım branş sebebiyle yaptığım bir iş olduğunu bana hep içimden bir sesin benim esas sevdiğim işin bu olmadığını fısıldaması, fotoğraf çekerken geçen zamanın farkında olmamam, aldığım yeni bir objektifi hiç fotoğrafçılıkla ilgisi olmayan birine yarım saat boyunca anlatabilmem falan falan derken dedim neden bu işi yapmalıyım.
Tabii bu işe kalkışırken herkes bana biraz çılgın gözüyle baktı :) çok da destek gördüğümü söyleyemem. Ne de olsa ben bir danışmanlık firmasında kıdemli müdürdüm - bu ünvan olayı bence kurumsal hayatta ahenkli çalışmayı engelleyen de bir faktör ama :)-, gerçekten bugün kazandığım ile karşılaştırıldığında belki de birçok kişi için vazgeçilemeyecek bir para kazanıyordum... ama şimdiki kadar mutlu muydum, çok içtenlikle cevap veriyorum hayır...


Bir bebeğin doğum anına tanık olmak gerçekten mucizevi bir olay... o esnada insanların duygularını paylaşmak inanılmaz... bir bebeğin doğumu esnasında herkesin daha insani yanları ortaya çıkıyor ben de insan olduğumu hissediyorum... tabi bu işi yapmak ayrı bir beceri de istiyor kabul etmeliyim ki... orada hem onlardan olup hem de onları rahatsız etmeden o günün hikayesini fotoğraflayabilmek... hem doğumhane veya ameliyathanenin kurallarına uyup hem de doktorlarla ahenk içinde çalışabilmek...
Onlara fotoğraflarını götürdüğümde annelerin bakarken o anı tekrar tekrar yaşamaları ve duygulanmaları gerçekten önemli bir iş yaptığımı hissettiriyor... Biliyorum ki hazırladığım albümler bir ömür boyu saklanacak...
Bu işi seviyorum ve bana hiçbir şey batmıyor...
Herkesin birgün gerçekten sevdiği işi yapabilmesi dileğiyle...